Sosyal medyada paylas

Ana Slider / Bisiklet / Tur Bisikleti

Soğanlı- Kapadokya’dan Hattuşaş’ a Uzanan Bisiklet Turu Hikayesi

Soğanlı- Kapadokya’dan Hattuşaş’ a Uzanan Bisiklet Turu Hikayesi

Sabah erkenden uyanıyoruz. Rutin kahvaltıdan sonra hazırlıkları tamamlayıp yola koyuluyoruz. Bir zamanlar at arabalarının kullandığı insanda inanılmaz bir derinlik hissi oluşturan dar sokaklardan geçerek ana yola ulaşıyoruz. Biraz ilerledikten sonra bir yokuş başlıyor -ki ne yokuş! Şimdi anlıyorum neden bu yolun pek tercih edilmeyip, Güzelyurt’tan Derinkuyu’ya geri dönüp oradan Soğanlı istikametine devam edildiğini.20160907_100735

Devasa bir yılan görünümündeki bu kıvrımlı parkuru yaklaşık 45 dakikada hüzünlü bir çıkışla tamamlıyoruz. Yolda doğanın inanılmaz güzelliklerinden bir kaçına daha tanıklık ediyoruz. Pek çok kez durup şöyle geriye doğru bir bakmışlığım da var. Duygular karışıyor. Duyu organları yetersiz kalıyor. Hasan dağı, güneşin sararmış otsu bitkilere vurması, yol kenarında kalan derin vadi… Her şey yerli yerinde ve ben fazlalık olarak kendimizi görüyorum.

20160907_105401Sivrihisar geçidine vardığımızda ufak bir kasabanın mevcut olduğunu görüyoruz rakımı 1790 olan. Şaşırıyorum tabi, epey bir yükseklik nihayetinde 0 ‘da yaşıyoruz. Her zaman 1790 metreleri görmek kısmet olmuyor. Hele de bisiklet ile gezerken. Etrafta bir cami bulunuyor tek tük evler serpiştirilmiş sağlı sollu… Yol kenarındaki bir hayrat başına vardığımızda etrafımızda birkaç kişi beliriyor. Ancak çok ilginçtir ki, kimsenin bizi umursadığı yok. Kendi aralarında bir şeyler tartışıyorlar. Bana garip gelen kısmı şu ki, tur boyunca kimle karşılaşmış isek mutlaka en azından bir selamlaşmıştık ve burada maalesef ne bir duygusal ne de bir fiziksel temas yok. Sizce de tuhaf değil mi? Belki de biz hakikaten büyük fazlalığız. Ya da biz var mıyız. Var isek burada mıyız? Acayip sorular işte.. Gerçekten bilemiyorum.

Fazla vakit kaybetmeden çıktığımız yokuşun tadını çıkarabileceğimizi düşündüğüm güzel bir iniş görünüyor. Ancak rüzgar da esiyor. Rüzgarın işimizi zorlaştıracağına dair hiçbir şüphem yok. İnişimiz başlıyor. Düşündüğümden daha fena bir durumla karşılaşıyoruz. Yokuş aşağı inerken pedal çevirmek zorunda kalıyoruz. Yokuş aşağı pedal çevirerek inmeyi hiç de tasavvur etmemişken bu nedir ki şimdi?

Yokuşun bitiminde solda Kızıl kilise kalıyor. Hollanda’da yaşayan din bilimcisi arkadaşıma uzaktan birkaç fotoğraf çekip yolluyorum. Eğer hiç duymamışsa baksın diye birkaç not da ekliyorum. M.S 300’lü yıllara dayanan tarihi ile ve çevreyle uyumlu görüntüsüyle harika bir yapıt. Sanat eseri. Uzaktan şöyle bir bakmakla yetiniyoruz. Zira yolu dikenli olduğundan yürüsek bile bize en az yarım saat zaman kaybettireceğe benziyor. Daha yolumuz uzun. Kısmetse epey bir km yapıp Soğanlı ’ya varmayı düşünüyoruz. Cevdet Soğanlı’dan bahsetmeye başlıyor. Öve öve bitiremiyor. Müthiş bir beklenti içine giriyorum.

20160907_121536Çiftlik’ e varmak üzereyiz. Yolda bizi runtastic uygulamasından takip eden ve alkışlarla destek olan arkadaşlarımızın varlığı bize güç veriyor. Mutlu oluyoruz. Birilerinin illa bilmesi gerekmiyor tabi ki ama bir ilki gerçekleştiriyor olmak -Sungurlular içinde ilk – göğsümüzü kabartıyor. Yolculuk esnasında bor madeni görüyorum. Epey gürültülü bir ortam, çok da ilgimi çekmiyor. Ama ilk defa görüyor olmam nedeniyle önemli gibi geliyor bana. Sonra, ormanlık alan başlıyor. Yol bir harika. Fotoğraf çekmek aklıma gelmiyor oralarda. Zaten tur boyunca en güzel yerlerin fotoğrafını çekmek aklımın ucuna bile gelmiyor.. Çiftlik’ te bir benzinlikte duruyoruz. Sohbet, muhabbet, o biçim. Kestirme yol tarifi alıyor ve yola devam ediyoruz.

Çiftlik’ten bahsedeyim. Muhtemelen burası bir plato . Tahminlerime göre zamanında burada belki Erciyes’ten bile büyük bir dağ varmış sonra zamanla zirve yok olmuş. Mekan dönüşüme uğramış göğe dimdik bakan dağ düzlemiş resmen platolaşmış. Etrafında da başka dağlar oluşmuş. Platoda da verimli topraklar birikmiş.. Organik tarım, arıcılık gibi şeyler geliyor aklıma.20160907_121524

20160907_124319Çiftlik’ten sonra sıra Gölcük’ e ulaşmaya geliyor. Gölcük Nevşehir – Niğde arasında kalan bir yerleşim bölgesi. Gölcük’ e varmadan Bağlama diye bir beldeye ulaşıyoruz. Köyün kahvehanesi bizi bekliyormuşçasına ortaya karışık bir selam verip oturuyoruz. Etrafımızı beş altı kişi sarıyor. Bütün hikayeyi ayrıntılarıyla anlatıyoruz. Bizim ihtimaldir ki meczup olduğumuzu düşünüyorlar. Hayır, hem Çorumlu olup (onlardan biri ) hem de nasıl böyle turist işi ( deli saçması ) bir iş yapıyoruz akılları almıyor. Hepsini geçtim, Soğanlı nereee Bağlama nere demeleri en tuhaf kısmıydı bence.

Yola çıkmadan önce inanılmaz bir şey oluyor. İçlerinden birisi ‘’ ya yola düşmeden bi’ okey atalım, hele daha gidersiniz! ‘’ deyince ben okey oynamayı 20160907_164445sevmediğimizi, ama isterlerse eşli ihaleli batak oynayabileceğimizi uygun bir dille söyleyiveriyorum. Kabul ediyorlar. On bilemedin on beş kişi masanın etrafında (onların tabiriyle mekteplilerle köylülerin kıyasıya mücadelesini izlemek üzere ) toplanıyorlar. Yenilsin, içilsin! Hızlı başlıyoruz. Cevdet’in hiç korkusu yok, 9 – 10 sürekli yükseltmece, derken biz epey fark atıyoruz. Oyunun sonlarına doğru bir atağa geçiyorlar. Bize yetişiyorlar ve son el güzelce çiziyorlar. Tabi aralarında bir tanesi üç kağıtçı. Bildiğiniz üçkağıtçı. Biz yer miyiz peki ? Aklıma Memet geliyor. Diyorum ki biz kimlerle ne oyunlar oynadık. ‘’Çıkar şu kağıdı cebinden!’’ Bir de batırıyoruz 8 e . Oh her şey tekrar yoluna girmişken, son el ( haliyle son el oluyor ) adamlar çiziyor! ‘’ Ee boşuna 20160907_144347BAĞLAMA dememişler bu köye ‘’ diyorlar. Bir kahkaha bir küçümseme. Hayatı sorguluyorum…

Yola çıkıyoruz. Bize tavsiyeleri, göre ana yoldan Derinkuyu’ya gidip oradan Soğanlı’ya geçmemiz yönünde oluyor. Ancak biz kabul etmiyoruz. İkimiz  de ‘’ kestirmeci’’yiz. Yol biraz bozuk da olsa devam ediyoruz. Orhanlı’ya az kaldı dayanmak zorundayız. Orhanlı’da ekmek arası bir şeyler ayarlayıp nihai hedefimiz olan Soğanlı’ya gitmemiz gerekiyor . Eşli ihale işi bizi epey yavaşlattığı için çok fazla zamanımız yok. Akşam olmadan obayı -ilk defa çadır kuracağız inşallah- kurmamız gerekiyor.

Soğanlı yolu üzerinde bulunan Orhanlı ‘ya vardığımızda köy meydanında en az yüz kişi bizi bekliyormuşçasına oturuyorlar. Hep bir ilgi alaka olduğu için bunu böyle rahat bir şekilde yazabiliyorum. Pardon da siz kimsiniz? deme hakkınızı lütfen saklı tutunuz. Siz de bir gün giderseniz, belki siz de aynı ilgi alakayla karşılaşır ve ne kadar haklı olduğumu zihninizi yormadan anlayabilirsiniz.

20160907_100745Orhanlı’da en az on farklı fikir alıyoruz. ( Anadolu’nun en güzel özelliği bu bence. Fikir sormadan fikir beyan eden insanlarız. Ne güzel işte, belki çekiniyor soramıyorduk. Epey bir fikrimiz olmuş oldu. ) Çoğunluk devam edip varacağımız son noktaya ulaşmamız yönünde görüş bildiriyor. Bir kısmı ise, geç olduğunu, köy içinde bir çok uygun yer olduğunu söyleyip, çadırı buraya bir yere kurmamız gerektiği konusunda ısrarcı davranıyor. Ancak biz devam etmekten yana olsak da, hava kararmak üzere olduğu için en mantıklı olan neyse onu yapmaya karar veriyoruz. Yardımsever bir abinin tavsiyesiyle – ismi tam hatırlamıyorum, Hasan olabilir – çadırı Hasan Emmi’nin damına kurmaya karar veriyoruz. Köyü çıktıktan sonra geçtiğin en son dam. Köy henüz geride kalmışken, tarifle çok bir dam buluyoruz ve başlıyoruz incelemeye.

Çadırı dam kenarına kurmama konusunda karşılıklı anlaşıyoruz. Sabah erkenden yanımızdan geçebilecek sürüler, sürüler içinde çoban köpekleri… En iyisi damın damına kuralım çadırı diyor ve çadırı biraz zorlansak da beton zemine kurmayı, çadır kurmayı başarıyoruz.  Damdan ayaklarımızı sallandırarak karşımızda Erciyes Dağı, biraz sağında Aladağlar , sağ arkamızda da Hasan Dağı olmak üzere akşam yemeğini afiyetle yiyoruz. Gökyüzü açık ve seçik durumda. Aklımda bin bir sorular… O zamandan bu zamana 999 ‘ a düşmedi bu arada kendime not olsun.

Yorgunuz ama uyumak da istemiyoruz. Saat daha 8 bile olmamış. Hava soğumaya başladı ve üstüne rüzgar çıktı. Soğanlıya ulaşabilseydik çok iyiydi ama.

20160907_190134Soğanlı ‘ ya varamıyoruz…

Çadır yerinde duruyor ancak yan kanatlar üzerimize düşüyor. Ben o geceyi tarif edemiyorum. Ne siz sorun ne ben anlatayım. Böyle bir gece ben hayatımda yaşamadım. Dayılar mı gelmedi dersin ellerinde sopalar. ‘’AA bu Türkçe konuşuyo! ’’ lar mı dersin artık ne dersin.  Soğanlı işte. Bir kere aklıma girmiş , e o kadar cazip geliyor ki Soğanlı. Soğanlı da ne var ki bu kadar abartılacak anlamıyorum.. Ama Soğanlı işte. Bir kere adını duymuşum.

Güzergah bilgisi için tıklayın.

Daha Önceki yazılar için

Tura hazırlık yazısı için tıklayın.

1.Gün için tıklayın.

2.Gün için tıklayın.

3.Gün için tıklayın.

 

 

 

Sosyal medyada paylas

Ebubekir Balkanlıoğlu’in profil fotoğrafı
Çorum İli Sungurlu ilçesi 1989 doğumluyum. İstanbul (ilkokul ) , Sungurlu (ortaokul), Çorum (Lise) , Sakarya ( Üniversite ) , Konya ( Baraj şantiyesi ) , İstanbul ( Kamu ) olarak hayatım özetlenebilir. Bisiklet, Kamp , Tekne , Şnorkel benim ilgi alanıma girmektedir. Bunun yanısıra İngilizce biliyor , Arapça öğreniyorum. İkizler burcundanım ( bazı insanlar burçlara göre fikir sahibi olabiliyor ).

Yorum yap

Mail adresiniz yayınlanmıcaktır..Gerekli alanları doldurun: *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Lost Password

Register

Araç çubuğuna atla